GÜÇLENDİRİLMESİ GEREKEN ÇİFTÇİDİR

Mersin, Türk tarımının sorunlarının masaya yatırılıp önümüzdeki süreçte bu sorunların çözümü adına yol haritasının çizileceği önemli bir konferansa ev sahipliği yaptı.

Türk tarımının bugünü ve geleceğinin konuşulduğu konferanstan çıkan sonuçların Türkiye tarım politikalarına rehber olması hedefiyle düzenlenenen konferans için konunun tüm paydaşları bir araya geldi.
Mersin Büyükşehir Belediyesi, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO), Akdeniz İhracatçı Birlikleri, Türkiye Ziraat Odaları Birliği ve Türkiye Ziraat Mühendisleri Odası işbirliğinde düzenlenen ‘Türkiye Tarım Politikaları ve Geleceği Konferansı’nda sektörün önemli isimleri konuşmacı olarak yer aldı.
Moderatörlüğünü tarım yazarı Ali Ekber Yıldırım’ın gerçekleştirdiği Konferansta geçmiş dönem İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, Tire Süt Kooperatifi Başkanı Mahmut Eskiyörük, Türkiye Tohumcular Birliği Başkanı Savaş Akcan ile Üretici Mehmet Yaltır konuşmacı olarak katıldı. 
> Mersin Büyükşehir Belediyesi Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen konferansta, Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer’in yanı sıra, Mersin Valisi Ali İhsan Su, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Yönetim Kurulu Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Kızıltan ve Meclis Başkanı Hamit İzol,  birçok farklı kentten Mersin’e gelen TOBB Yönetim kurulu üyeleri, Mersin’de tarım sektöründe öne çıkan iş adamları, çiftçiler, muhtarlar, tarım emekçileri, akademisyenler ve kent protokolü yer aldı.

“Tarımda baş aktör
 üretici ve çiftçidir” 

Konferansın sloganının, ‘üretmezsek tükeniriz’ olduğunu ve iki kelimeyle herşeyi özetlediğini belirten Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Ayhan Kızıltan, “Ülkemizin adına çok önemli bir buluşmadayız. Daha doğrusu hayat memat meselesidir. Unutulmamalıdır ki, tarımda baş aktör üretici ve çiftçidir. Bizi doyuranlar buradadır. Ne yazık ki, tarım ve gıda değişimi en çok politika, bakanlık ve kadro değişimine maruz kalmış bir sektördür. Tarımda bir politika ve sürekli strateji yakalayamıyoruz. Sonuç olarak ülkece tarımda kafa karışıklığı yaşıyoruz. Üretimi ve buna bağlı ihracatı destekleyici politikalar yerine, tarım ithalatının zirve yaptığı bir sürece girdik. İthal etmek daha kolay üretmek sanki çok zahmetli zor gibi bir psikolojiye büründük. Tarımda yaşanan reel sorunları çözmek yerine, bu sorunları bir mazeret ve gerekçe olarak kullanarak şimdi de yeni ve içeriğini tam anlamadığımız bir tarım politikasına doğru gidiyoruz. Biz diyoruz ki; merkezinde üreticinin olmadığı bir yeni yapılanmanın yarar getireceğini düşünemeyiz.” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de üreticinin durumunun gerçekten kötüye gittiğini ve konunun sadece yurt içinde göstereceğimiz çabalarla sınırlı olmadığını, bu durumun elde olmayan küresel bir ayağının da olduğunu belirten Kızıltan, “Dünyadaki tarımsal ilaç firmaları artık tohum firmalarını satın alıyorlar. Böylece tarımın her aşamasını kontrol etmek istiyorlar. Bunun topraklarımızı çorak hale getirmesi, sularımızı kirletmesi, ilaç kalıntılarının oluşması ve neden olduğu sağlık sorunlarını saymıyorum bile. Bugün marketten aldığımız bir sebze meyveyi gönül rahatlığıyla yiyebiliyor muyuz? Ben yerken bu sorular aklımdan geçiyor.” dedi.

“Milli savunma ne ise tarım da odur” 

Mali konularında ihracata engel olmasının ayrı bir konu olduğunu belirten Kızıltan, “Artık savaşlar cephede değil tarım gibi alanlarda oluyor. Bunun için tarım ve gıda ulusal bir meseledir. Bizim için,milli savunma neyse tarımın da aynı önemde olması gerekiyor. Bundan dolayı Mersin olarak Türkiye’nin ilk teknoparkı olan Agropark’ı kurduk. Milli tarımda, millleşme ve yerlileşmeye biz de bir katkı sunacağız. Bu tarım alanındaki savaşta Mersin olarak ülkemiz tarım adına güçlü bir cephe oluşturma çabasındayız. Özetle üreticinin merkezde olduğu bir birleşim modeli lazım. Daha az ilaçla daha sağlıklı bir üretim yapmamız lazım. Girdi maliyetlerini düşürüp, önce üretim ve üreticiyi ayağa kaldırmamız gerekiyor. Üretici ayağa kalkarsa tüccarda, komisyoncu da, tüketicide ayağa kalkar. Bu buluşmanın, yetkin konuşmacılarının gerçekten hepsi de tarım alanında çok uzman ve deneyim sahibi ayrıca birçok ülkeye yararlı uygulamalar sağlamış konuşmacılarımız var. Üretmezsek tükeniriz ve güçlendirilmesi gerekenler üreticidir, çiftçidir.” diye konuştu.

Tarım geleceğimiz ise, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, ‘Köylü Milletin Efendisidir’ sözünü hatırlatan Kızıltan, “Mersin’de böyle bir etkinlik dayanışma ve birçok kurumun birlikte etkin şekilde çalışmasıyla gerçekleştirilmiştir. Başta büyükşehir belediyemiz ve odalarla, çok değerli kardeşlerimle ele ele vererek bugün ki konferansı düzenledik. Mersin’e ve ülkemize büyük yararlar sağlayacağını düşünüyorum.” diyerek konuşmasını tamamladı.

Tarım sektörünün Türkiye’de her dönem bir sorunlar yumağı olarak değerlendirilen bir alan olduğunu belirten Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Vahap Seçer, “Şu bir gerçek, hangi iktidar olursa olsun en çok zorlandığı konuların, alanların başında tarım sektörü gelir. Birçok konuda önemli sıkıntılar yaşanan, bakanlıkların başında gelen bakanlıktır Tarım Bakanlığı ve ismi çok değişir, bakanları çok değişir. Tarım Orman Köy İşleri Bakanlığı’dır, Tarım Gıda Hayvancılık Bakanlığı’dır. İsim değişir ama içerik, sorunlar hep aynı kalır. Burada da aslında başlıklara ilişkin genel değerlendirmeler yapılıyor. Sorun tespiti var, başlıklar halinde çözüm önerileri var. Ama önemli olan bunları hayata geçirmek kabiliyeti. Masanın iki tarafında olmak lazım. Ben diğer tarafında da oldum. Sorunların içerisinde oldum. Bu sektörde çalıştım, yıllarca ürettim, yıllarca yatırım yaptım. Türkiye Büyük Millet Meclisi Tarım Komisyonu’nda çalıştım. Plan ve Bütçe Komisyonu’nda çalıştım yıllarca. En önemli kararların alındığı komisyondur bunlar. Ama baktığınız zaman aslında bizi rahatlatacak öyle önemli mesafeler alamadık bu sektörde” diyerek konuşmasına başladı.

“Verilen rakamlar doğruluğu tartışılacak rakamlar”

Tarımı, sadece ekonomik bir sektör olarak algılamanın doğru olmadığını, sosyal yönlerinin de olduğunu belirten Başkan Seçer, “Türkiye’de her 3 kişiden 1’i bu sektörden direkt ya da dolaylı geçiniyor. Son yıllarda düşüş olmasına rağmen, istihdamdaki payı en yüksek sektörlerden bir tanesidir. O açıdan bizim daha çok sorun tespiti ve çözüm yollarından ziyade, bilimsel olarak da alandaki yapılan saha çalışmalarında da tespit edilip, ortaya konan, gelişmiş toplumlarda örnekleri olan çözüm yollarını hayata geçirmemiz lazım. Mersin önemli bir tarım kenti. Muazzam imkanları var. Sebze-meyve üretimi, katma değeri yüksek ürünler, Allah her türlü doğal imkanı vermiş. Ben belediye başkanıyım. Benim görev ve yetki alanımda somut olarak yapabileceklerim önemli, söyleyeceklerim önemli. Herkes biliyor su olmazsa üretim olmaz, su olmazsa kalite olmaz. Bunun için boruya ihtiyaç var, bunun için motopompa ihtiyaç var, bunun için su kaynağına ihtiyaç var ama bunları nasıl bulacağız, nasıl çıkartacağız, bunun finansını nasıl yaratacağız ve bunu üretime dönüştüreceğiz?” dedi.

Tarımda önemli zorluklar yaşandığını ve gerçekleştirilen konferansta konuşmacıların genelde makro politikalar konusuna değindiğinin vurgusunu yapan Seçer, “Türkiye 780 bin kilometrekare alan. Yaklaşık olarak 23-24 milyon hektarda tarım yapılır. Üretim kalemleri belli. Konuşmacılar alınmasın ama verilen rakamlar da aslında doğruluğu tartışılacak rakamlar. Türkiye’nin 3 milyar dolar, 4 milyar dolar ihracat fazlası verdiği, çok doğru rakamlar olduğuna inanmıyorum. Gerçek değerlendirmeler üzerinden gidersek kurumların rakamları takla attırarak toplumu yanıltmadığı bir takım doneler üzerinden gidersek doğru yolu bulabiliriz. Burada bakliyat sektörünün çok duayen isimleri var. 20 yıl önce Türkiye bakliyatta hangi konumdaydı? İhracatçı konumdaydı. 20 yıl sonra bakliyatta hangi konumdayız? İthalatçı konumdayız. En basit örnek. Yurtdışına ürün satışında, ihracatta zorlanıyor muyuz, zorlanıyoruz. Tükettiğimizi satmak değil, tüketileni üretmek peşinde olmamız lazım. Bu konuda yol almış mıyız? Değiliz. Avrupa’da pazarlarda rekabet edebiliyor muyuz, sınır kapılarından ürünlerimiz dönmüyor mu? İhracatçılarımız kan ağlamıyor mu? 20 yıl önce faaliyette olan ihracatçılarımızdan kaç tanesi şu anda ayakta duruyor? Bunlara bakmak lazım” diye konuştu.

Konferansta sektörün içerisinde olan ve bölgede her alanda faaliyet göstermiş, toprağın içinden gelen bir vatandaş olarak konuştuğunu dile getiren Seçer, “Ben belediye başkanı olarak zorlanıyorum. Bu makro politikaları konuşmak, değerlendirmek benim işim değil. Şu anda bir vatandaş olarak konuşuyorum. Bu sektörün içerisinde olan ve bölgede her alanda faaliyet göstermiş, toprağın içinden gelen bir adam olarak, üretimini, ticaretini, ihracatını, ithalatını, hastalığını, dolusunu, karını bilen bir vatandaş olarak konuşuyorum. Durum iç açıcı değil, durum içler acısı. Bunu görmek lazım. Ben Büyükşehir Belediye Başkanıyım. Siz de takdir edersiniz, 2014’ten sonra bizim yetki alanlarımız idari sınırlar, belediye sınırları oldu. Anamur’dan Tarsus’a kadar 13 ilçede görev ve sorumluluklarım, yetkilerim dahilinde hizmet yapma durumundayım. Ben tarım alanında da birtakım yatırımlara imza atabilirim Belediye Başkanı olarak. Bütçe yapın, bu konuda kendi belediyem içerisinde kurumlar, yapılar oluşturun. Tarımsal üretim ile ilgilenen bir daire başkanlığımız var, bunun altında şubelerimiz var. Bunlar da güzel kağıt üzerinde ama bunların sahada Mersin tarımına ne verdiğine daha çok bakmam lazım.” dedi.
Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin tarım alanına yaptığı yatırımları projeler dahilinde yapması gerektiğinin belirten, Seçer, “Bizim hedef kitlemiz küçük aile işletmeleri. Bunun dışına çıktığımız noktada başarılı olma şansımız yok. Benim ne bu kadar bir kaynağım, ne bu kadar bir yetkim, ne de böyle bir sorumluluğum var. Belediye olarak özellikle 6 aylık görev sürem içerisinde ivedi olarak müdahale edebileceğim alanlara müdahale ettim. Şöyle bir gelenek hasıl olmuş, benden önceki 5 yılda Muhtar, kooperatif başkanı diyor ki; benim köyüme 2 bin metre boru lazım. Orada talep toplanıyor, 2 bin metre, 3 bin metre, 5 bin metre borular gidiyor. Borular yerinde kullanılıyor mu, kullanılmıyor mu? İstenilen miktar kadar gerçekten ihtiyaç var mı, yok mu? Çok derinlemesine incelenmeden bu yardımlar yapılıyor. Bunlar israf. Her şeyin proje dahilinde olması lazım. Ekipman talebi oluyor. Talep ederken her şey kolay, söz verirken de kolay. Ama bunu yerine getirmek için kaynak sorunu var. Önemli de sorunlar yaşıyoruz. Böyle bir anlayış olmaz, böyle tarımı kalkındırmayız. Bu para benim param değil. ‘Muhtar istedi, kooperatif başkanı istedi, gönder’ mantığıyla olmaz. Bunun bir kurumsal hüviyeti olmalı” dedi.

“Kadın üreticileri desteklemek zorundayız”

Yerel yönetimler olarak özellikle kadın üreticileri desteklemek zorunda olduklarından bahseden ve bunun için de Kadın Daire Başkanlığı uhdesinde özel çalışma birimi oluşturdukları ve Tarım Dairesi ile beraber eşgüdümlü çalışmalar yürüttüklerini dile getiren Seçer, “Bizim Mersin’de hedef kitlemiz küçük aile işletmeleri, küçük üreticiler. Torosların eteklerinde 300 metrekare, 500 metrekare, 1 dönüm, 2 dönümle özellikle çoluğunun çocuğunun rızkını çıkaracak başta kadın üreticileri desteklemek zorundayız. Kooperatiflere yönelmemiz lazım. Bunun için de kurduğumuz Kadın Daire Başkanlığı uhdesinde özel çalışma birimi oluşturduk ve tarım dairemiz ile beraber eşgüdümlü çalışıyorlar. Şu anda Tarsus’ta daha önce kurulmuş, faal olmayan Eshab-ı Kehf Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’ne bizzat belediye olarak, tüzel kişilik olarak üye olduk. Ona bir borç statüsünde para aktarıyoruz. Bizatihi bu işin içerisinde oluyoruz. Belediyenin buradan derdi para kazanmak değil, oradaki ortaklara bir güvence olabilmek. Psikolojik motivasyon sağlamak. Belediyeyi, belediyenin gücünü yanlarında hissetsinler diye” şeklinde konuştu.
Sadece kadınlardan oluşan ve kadın üreticilerin ürünlerini pazarlayacağı bir Pazarlama Kooperatifi kurduklarını da anlatan Seçer, “Kadın üreticilerin ürünlerini pazarlayacağı bir Pazarlama Kooperatifi kurduk. Bunun çalışmalarını bitirdik, yasal müracaatımızı da önümüzdeki hafta yapacağız. Süt projesi başlattık. Mersin’de özellikle yoksul yurttaşların yaşadığı mahallelerde okuyan ilköğretim öğrencilerine, yaklaşık 41 bin öğrenciye süt dağıtımı gerçekleştireceğiz. Bu sütlerin alımını da kooperatiflerden sağlayacağız. Bir taraftan tarımsal kooperatifleri destekleyelim, diğer taraftan da sosyal politikalarımız kapsamında yoksul yurttaşlarımızın çocuklarına süt dağıtalım diye bu projeyi gerçekleştireceğiz. Sözleşmeli üretimi önemsiyoruz belediye olarak. Üreticilere ürettirelim, belediye olarak onların alım güvencesini verelim. O ne ürettiğini, nasıl ürettiğini bilsin. Biz de ne alacağımızı bilelim. Hangi kitlelere bu ürünleri dağıtacağımızı bilelim. Bu konuda da hemen bir pilot çalışma başlattık. Çiçek Serası, 2 dönüm bir alanda. Bu bir pilot çalışma. Kadınların üretim yapacağı, belediyemize satacağı, kadınların oluşturacağı, orada üretim yapacağı bir kooperatif oluşturuyoruz. Bunları tabii büyüteceğiz, bunlar ön çalışmalarımız. Daha sonra da daha geniş kitlelere bunu yayacağız” dedi.

“Türkiye’nin bir reforma ihtiyacı var” 

Mut’ta kayısı, erik gibi önemli üretim kalemleri bulunduğunu aktaran Seçer, “Orada çok değerli üretimler yapıyoruz. Bölgenin en güzel zeytini, zeytinyağı orada üretiliyor. Mut Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’ne belediye olarak ortak olduk. Onların da çalışmalarında bizatihi, direkt işin içerisinde olacağız. Özetle söyleyeceğim şu. Tarım bir gayya kuyusu. Sabaha kadar konuşuruz. Çok büyük sorunlar var, girdi maliyetlerinden, pazarlamasına, mazot fiyatları, kalifiye işçiye erişimde sıkıntılardan birçok konuda sıkıntılarımız dağ gibi büyümüş. Tarımda gelişmek sadece üretim alanında yapılacak yeniliklerle olmuyor. Tarladan, çatalının ucuna kadar bütün aşamalarında Türkiye’nin bir reforma ihtiyacı var. Bir bölgede yapacağınız düzeltme diğer bölgede işin iyi gideceği anlamına gelmiyor. Üretimden o ürünün hasadına, o ürünün işlenmesine, o ürünün pazara sevkine, pazar koşullarına” diye konuştu.
Belediyelere ait hallerin durumlarının iç açıcı olmadığını ve Hallere girilemediğinin de altını çizen Seçer, “Hallerimize girilmiyor. Avrupa’daki halleri de görüyorsunuz. Buradaki ihracatçı arkadaşlarımız var. Bütün bu zincirlerin hiç olmazsa Avrupa Birliği standartlarına uygun hale getirilmesi gerekiyor. Ben parlamentodayken çok yasalar yaptık. Çok büyük emekler verildi. Türkiye Avrupa Birliği müzakere sürecinde dosyaların, toplam müzakerede görüşülen 35 başlığın yarısı tarımdı. Avrupa’nın bu kadar önemsediği tarım sektörünü, tarım toplumu dediğimiz ki bu topraklar kadim Anadolu toprakları. Birçok üretim kaleminin, bitkinin, bitki çeşitlerinin anavatanıdır burası. Hala bu farkındalığı, bu topraklarda yaşayan bizler sanki görememişiz gibime geliyor. İnşallah geçmişten gelen sıkıntılar, olumsuzluklar, bizim geleceğimize ışık tutacak. Bunlardan dersler çıkaracağız. Daha iyi noktalarda olacağız” sözlerini kullandı.

Mersin’in önemini ve dinamiğini gittiği 80 ile anlattığını, özellikle,Tarımın ihmal edilmemesi gereken bir alan olduğunu dile getiren Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı Rıfat Hisarcıklıoğlu, “Türkiye’nin çevre coğrafyasında 2 milyar kişi yaşıyor. Bunlar 500 milyar dolar gıda, tarım ve hayvancılık ürünü ithal ediyor. Elimizde müthiş bir imkan var. Tüm bu coğrafyayı biz doyurabiliriz. Böylece hem para hem de stratejik güç kazanırız. Dünyayı doyuran kimse, dünyanın lider ülkesi de odur. Tarımı olmayan ülkeler balkonsuz eve benzeyecek. Onun için tarım olmazsa olmazımız.sadece bizim değil dünyanın geleceğide burda.” diye konuştu.

Teknolojik devrimin tarıma da ulaştığını kaydeden ve önemine değinen Hisarcıklıoğlu, “Bitkisel proteinlerden, bildiğimiz eti ikame edebilecek ürünler geliştiriyorlar. Hem tavuk hem koyun hem de dana… Ne isterseniz onun yerine geçecek ürünleri var. Bunlardan biri, ‘Beyond Meat’ diye yeni bir şirket, ABD’de kurulmuş henüz 10 yıllık bir ‘start-up.’ Geçenlerde halka arz edildi. Şu an değeri 9 milyar dolara ulaştı. Türkiye’den çıkardığımız şirketin değerine bakıyorum o da 9 milyar dolar. ‘Gelecek tarımda’ sözümü en iyi bu şekilde anlayabilirsiniz. Bu sadece bu alanda ortaya çıkan yeni şirketlerden biri. Hindistan geçen aylarda, temiz et teknolojisi geliştirecek bir araştırma enstitüsü kurdu. Laboratuvarda, bitki bazlı değil, hayvansal hücrelerden temiz et üretimini amaçlıyorlar. İşte yapısal bir soruna, yapısal çözüm böyle geliyor.” dedi. 

“Küçükbaş hayvan varlığında Avrupa’da birinci sıradayız “

Türkiye’de 384 milyar liralık bitkisel ve hayvansal üretimin gerçekleştirildiğini ifade eden Hisarcıklıoğlu, “Tarım ve hayvancılık sektörümüz 18 milyar dolar ihracat, 13 milyar dolar ithalat yapıyor. Yani dış ticaret fazlası verdiğimiz ender sektörlerden biri. Ayrıca hammadde ithal edip işleyerek, değeri ülkemizde kalacak şekilde ihracat yapabiliyoruz. Mesela buğdayda, 2002-2018’de, 15 milyar dolar değerinde, 54 milyon ton buğday ithalatı yaptık. Ama buna karşılık, 27 milyar dolar değerinde 68 milyon ton mamul ihracatı gerçekleştirdik, ithal ediyor işliyor ve satıyoruz. Küçükbaş hayvan varlığında Avrupa’da birinci sıradayız. Büyükbaş hayvan varlığında ise Fransa’dan sonra ikinciyiz. Bunlar ülke olarak iyi olduğumuz alanlar.” diye konuştu.
Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’yle, 3.Tarım şurası öncesi kendilerine gelen sorunlar hakkında görüştüklerini anlatan Hisarcıklıoğlu, şunları kaydetti: “Bunlardan ilki, ürettiğini satma modelinden, satacağını üretme modeline geçmemiz gerektiğiydi. İkincisi tarımda ve hayvancılıkta girdi maliyetlerimizi düşürmek için mutlaka birlikte üretim modeline geçmeliyiz. Sözleşmeli üretim modeli yaygınlaştırmalı. Atıl durumda bulunan hazine ve şahıs arazileri, arazi bankacılığıyla kiralanarak üretime kazandırılmalı. Ölçek ekonomisine geçilmeli. Bu devirde ayakta kalmak istiyorsan çok üreteceksin, çok alıcaksın, çok satacaksın. Bunu yapamayanın ayakta kalma şansı yok. Bunu başarmanın bir yolu da kooperatifçilikten geçiyor. Bu alanda zaten ülkemizde güzel örnekler de var. Üçüncü olarak, ürünün ekimden nakde dönüşeceği sürece uygun şekilde, üreticiler için yeni finansman modeli lazım. Dördüncü olarak, sektördeki işgücü ihtiyacını karşılamak için yeni bir sosyal güvenlik sistemine ihtiyaç var.şuanda türkiyenin en büyük problemi bir tarafta işsizlik var diyoruz bir tarafta Türk çoban yok dağlarda, bizden kimse çoban olmak istemiyor. Türk çoban yok, gittiğim yerlerde Afganlara oturma hakkı verilsin istekleri var. Beşincisi, hayvancılığı ülkemizin şartlarına ve özelliklerine göre yeniden tasarlamalıyız. Doğu Anadolu’da ham materyal üretimi ege ve akdenizde süt hayvancılığı iç anadoluda besiclik organziyonları kurmalıyız. Büyük mesafelerde olan kendi ektiğiyle endi hayvanına bakan yerler olması lazım.” diye konuştu. 

Ticaret borsacılığının nasıl olduğuna dair Türkiye’nin , 52 İslam ülkesine örnek oluşuturduğunu ve öğrettiğini belirten Hisarcıklıoğlu, ticaret borsalarında hayvancılık piyasasındaki önemine işaret ederek, “Lisanslı depoculuğun daha da gelişmesi için, devletten, yatırım, kira, lojistik ve analiz destekleri temin ettik. Faaliyete geçen lisanlı depo hacmi 4,2 milyon tonu aştı.” dedi.

Nejdet Sin: “Girdi fiyatlarının makul olması lazım” 

Konu tarım ve üretmek olunca konuşacak çok şey olduğunu ifade eden Akdeniz ihracatçı birlikleri Başkanı Nejdat Sin, “Ben tarıma konusuna bir iki paragrafla değindikten sonra, konuya daha yetkin arkadaşları dinleyeceğiz. Öncelikle biz ihracat boyutunda, üretim ihracat açısından bakmamız gerektiğini düşünüyorum. Tarım sektörünü değerlendirdiğimizde, Türkiye’nin tarım üretim yapılanması gibi kendi içinde ortak sorunları bulunmaktadır. Bu sorunların çözümü noktasında kısa süreli müdahaleler yerine uzun vadeli tarım politikaları ve reformlara ihtiyacımız olduğu net olarak görülmektedir . Üretimden ihracata kadar her aşamadan oluşacak anlamda çözüm, en etkili yollardan biri olacaktır. Bu eylem planının doğru bir şekilde oluşturulması içinse tarım sektörünün tüm paydaşlarının ülkemiz gereksinime uygun çalışmayla mümkün olacağına ve bunun için de gerekli organizasyonun sağlanacağına inanıyorum.” dedi.

“Dünya Turunçgil Konseyi’ne ev sahipliği yapacağız” 

Üretirken günün şartlarına uygun, dünyada kabul gören ürünlerin üretilmesinin altını çizen Sin, “Dünyanın her ülkesinde, her kıtasında yarışabilecek konumdayız. Lojistik sektöründe, ambalaj sektöründe ve bir çok alanda iyiyiz. Geriye sadece üretmek kaldı. Üretmekte de iyiyiz ama yeterli değil. Türkiye’de bilinçli üreticimiz var. Dünya standartlarına kadar üretim yapan ama Türkiye’deki dağınık yapının çoğunu bu seviyeye getirmek durumundayız. Dünya ile rekabet edebilmemiz için, girdi fiyatlarının uygun olması lazım. AKİB olarak 2020’de, 1968’den beri yapılan önemli bir organizasyon olan ,dünya turunçgil konseyine ev sahipliği yapacağız. Tarımı önemsiyoruz, ihracatçılar olarak girdi fiyatlarının makul olması kaydıyla, kalite ve emek, insan sağlığına yararlı, faydalı ve uygun şartlarda üreterek gerçekten dünyayla yarışabileceğimizi, pazarlayabileceğimizi buradan belirtmek istiyorum.” dedi.

Konuşmasına başlarken konferasın önemine değinen Mersin Valisi Ali İhsan Su, her konuda ümitkar olunması gerektiğini belirterek, “Ümidimizi yitirirsek herşeyimizi yitiririz. O yüzden ümitliyiz. Ülkemiz her türlü uluslarası, küresel krize rağmen Allah’a şükür üretiyor, genişliyor. Türkiye’de gerçekten üreten iş insanlarımız, tarımda çalışan kesim herkes çalışıyor ve Türkiye, her gelen yıl giden yıla göre daha da gelişiyor. Bu yüzden biz çalışıp gayret edersek inanıyorum ki her gün daha ileri gideceğiz. Türkiye üreten, ihracat yapan, geliştiren bir konuma sahip. Bunlar sizlerin gayreti ve desteği ile oluyor. Allah’a şükür ki, gelişmiş iş insanlarımız, yetişmiş tarım insanlarımız, bilim insanlarımız, her konuda yetişmiş üreten ve bunları pazarlayan ,satan,destekleyen devletimiz ve insanımız var.”dedi.
Türkiye’nin bu konular bakımından şanslı ve hep ileriye doğru gittiğini ifade eden Vali Su, “Dünyada küresel krizler oluyor. Türkiye’nin etrafında savaş çemberi var. Buna ve herşeye rağmen ilerliyor, gelişiyor, kalkınıyor…” diye belirtti.
Genel çerçeve içerisinde Mersin’e bakıldığında geliştiğini ifade eden Vali Su, “Her sektörden ciddi yatırımlar var ilimize. Karayollarında 35 proje, 18 tanesini bitirdik diğerleri devam ediyor. Eğitim, Sağlık, altyapı ve turizmde ciddi çalışmalar yapıldı ve yapılıyor. Tarımda da ciddi çalışmalar yapıyoruz. Biz il olarak, limon, çilek ,muz, şeftali, yenidünya, erik ve keçiboynuzu üretiminde Türkiye birincisiyiz. 725 bin keçiyle de Türkiye’de birinciyiz. Bakın biz il olarak üretiyoruz, narenciyede 2′ cilik ve 3’cülüklerimiz var. Her üründe ciddi bir üretim gerçekleştiriyoruz. Biz bunları daha iyi hale getirmek için ilimiz çapında çalışmalar yapıyoruz.” diye konuştu.

Sorulara cevap verildi

Türk tarımının ithalata olan bağımlılığını azaltıp üretime dayalı ihracat modelini geliştirebilmek adına düzenlenen Konferansta tarladan sofraya kadar tarımın tüm aşamalarında yaşanan sorunlar, iyi tarım uygulamalarından kalıntıya, çiftçi eğitimlerinden, üretim planlamasına, tarımsal depolamadan lojistiğe kadar her alanda konunun uzmanları görüşlerini bildirirken katılımcılar da merak ettikleri soruları yöneltme imkanı buldu. 
Türkiye tarım politikaları ve kooperatifçiliğin sektörün gelişimi adına önemi, nasıl bir kooperatifçilik beklendiği, sektörün bu noktadaki ihtiyaçları, mevcut durumda yapılan çalışmalardan neden istenilen sonuçların alınamadığı gibi sorulara da yanıt arandı.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir